Her Yer Sis Sis
Bilmediğim bir sebepten cezalandırılıyorum: Çin'e, asker olarak yollanıyorum. Şans eseri, o gün, Çin'in TR sularında yüzen bir denizaltısı varmıș. Kendimi birden bire bu denizaltında buluyorum. İçerisi korkunç dar. İçeriye bırakılıyorum ve ardımdan kapı kapatılıyor.
İçeride, kamuflajlı bir sürü çekik gözlü asker var. "Hi" diyorum, kimse umursamıyor. İçerisinin tavanı ile tabanı arasındaki mesafe, ayak parmağımdan dizime kadar. İşte bu kadar dar bir alanda, Çin'e yolculuk ediyoruz. İngilizce bilmediklerinden ya da umursamadıklarından buradaki camsız klostrofobik mekanda kalabalığın içinde yalnız başımaydım.
Oraya vardığımızda, deniz kenarında bir askeri alanın alanın içinde kendimizi buluyoruz. Bize bağırıp çağırıyor, küfrediyorlar. Tam o an, kanatlanıyorum ve nasıl kontrol edeceğim hakkında en ufak bir bilgim olmadan, suyun üzerinde yükselmeye başlıyorum. Aşağıdan geri çağırıyorlar ama kaçmaya başladım bile. Arkamdan uyarı ateşi açıyorlar. Ardından bana nişan alarak ateş ediyorlar, bir kaç kurşun çok yakınımdan geçiyor.
Birdenbire boyut değiştirircesine, kendimi 5-10 km ötede buluyorum: Denize sıfır bir evin içine kontrolsüzce giriyorum. İçeride, ayakları olmayan ama spor yapan biri var. Özür diliyorum Türkçe olarak evine girdiğim için. Bir de görüyorum ki, Türk çıkıyor bu kişi. Çok mantıklı gerçekten, milyar nüfuslu ülkede Türkçe bilen biriyle karşılaşmak. “Problem değil” diyip spora devam ediyor. Ve Çin'de, bir çeşit görüş engelleyen devasa bir sis var. Telefon buharlandığında nasıl gözüküyorsa, bütün ülke böyle görünüyor...