Cyber-ish

Tanımadığım bir evde gözlerimi açıyorum. Yatağımın sağındaki cam açık. Gökyüzünde saat yazıyor gibi, dışarıya baktığımda saatin 6’yı 5 geçtiğini anlıyorum. Camın dışarısında biri kadın, diğeri erkek görünümlü 2 insansı robot var. Türk kahvesi içilen fincanla bir şeyler içerken beni görüp “Günaydın” diyorlar. Biraz garipsiyorum ama sanırım gelecekte olduğuma veriyorum ve günaydınlarına karşılık veriyorum; gayet güler yüzlüler.

Güvendiğim ama kim olduğunu hatırlamadığım biriyle, kaliteli bir araçla otoparka benzeyen bir yere, birileriyle görüşmeye gidiyoruz. Görüşmeye gittiğimiz kişiler bizim gibi düşünmüyorlar. Ancak onlara, onlardan olduğumuzu düşündürtmeliyiz. Otopark gibi olduğunu söyledim, ama yukarıya çıkan kısımlar bir asansör gibi hep aynı yerde değil. Biri sağ tarafın en köşesinde, diğeri sol tarafın.

Sonunda, son kattan bir önceki kat olduğunu sandığım yere ulaşıyoruz. Son yukarıya çıkışın oraya bariyer kurulmuş ve aracın arka sağında bir masa ve masanın arkasında oturan bir adam var. Aracın önündeki yukarıya çıkan kısımda, bariyerlerin arkasındaki kapının orda da ayakta duran bir adam. 

Aracı kullanmış olan yanımdaki kişi, yukarıya çıkmadan önce bana beklememi söylüyor ve yukarıya çıkıyor, kendinden emin adımlarla yürüyerek. Bariyerlere ulaşmadan önce masanın ardındaki adam sesleniyor: 

“Hey, çıkmadan önce bana güvence olarak bir şey bırakmalısın!”

Güvendiğim adam tekrar geri iniyor ve masanın karşısına geçip ceketinin iç cebinden çıkardığı bir nesneyi adama verip tekrar yukarıya çıkıyor. Yukarıdaki kapının ardındaki güneş gözlüklü kişi, kapıyı bizimkine açıyor ve o da içeriye giriyor.

Bir süre ayakta dikiliyorum. Masanın arkasında oturmakta olan kişiye bakıyorum, bir şeylerle ilgileniyor. Sıkılıp içinde olduğum bu binanın içinde volta atmaya başlıyorum. Biraz ilerliyorum ve sol tarafımda aynalı, kapısı açık bir oda buluyorum. İçinde, hepsi birbirinin aynı suratlara sahip olan, aynı üniformayı giymiş adamlar var. Üniforma güvenlik görevlilerinin giydiğine benziyor, şu özel güvenlikçilerin giydiğine. Bu odaya, yürürken bakmıştım ve onlar da bana bakmışlardı.

Yoluma devam ediyorum ve ileride bir oda daha görüyorum. Kapısı kapalı. Tam elimi kapı koluna uzatırken arkamdan, buraya birlikte geldiğim kişi beni çağırıyor. Geriye dönüyor ve araca biniyorum.  Oradan uzaklaşmaya başlıyoruz. Bana kocaman, üzerinde karakteri Japon harflerine benzeyen tuşlar olan bir cihaz veriyor. Bir çeşit telsize benziyor. Bununla haberleşeceğimizi söylüyor.

Tekrar uyanıyorum. Yine aynı yataktayım. Bu uyanışımda, burada uyanmış oluşumun da gizli planın bir parçası olduğunu anlıyorum. Cam yine açık ve yine aynı robotlar kahvaltı seremonileri gerçekleştiriyor. Yine selamlaşıp telsize bakıyorum. Kaydedilmiş bir not görüyorum. Orada yazan şeyi yapmak üzere, yağmurlu havada gotik tasarım dili olan bir yapıya benzeyen, büyükçe bir binanın önünde buluyorum kendimi.

Yağmur yoğun bir şekilde yağıyor. İçine giriyorum binanın. Girer girmez buranın bir okul olabileceğini düşünüyorum. Oysa ki içeride nefes alan biri yok. Yukarıya çıkmaya başlıyorum ve merdivenler garip: Binanın iç köşesindeler. Bir kat çıkmak için 100’den fazla basamak çıkıyorum. İkinci kat, çatıya ulaşıyor. Çatıya ulaşıyorum ve yağmurun altında sırılsıklam olan birini görüyorum.