Yeryüzü

İnsanların yeraltında dünyaya geldikleri bir zamanda, ben de yeraltında dünyaya geldim. Tek bir farkla ki, ailem burada yaşayan diğer insanlar gibi yeraltının iyi olduğu görüşünde değildi. Burada, insanlar çok mutluydu. Aslında mutlu oldukları söylenemezdi, çünkü kendilerini yeraltının aşırı nemli, nefes almakta zorlanan, gözlerin neredeyse işlemini hiç yerine getiremediği bu ortamını sevemezlerdi, sevmemelilerdi. Bu sevgi, zorunluluktan gelen bir şeydi onlar için.

Ben onlar gibi olamadım hiç. Bunda ailemin de ufak bir katkısı oldu elbette, ama hiç inanamadım yeraltının güzel bir yer olduğuna. Hep düşündüm buradan daha güzel bir yer olduğunu, karanlık olmayan, aydınlıklarla dolu bir yeri. Yeraltında yaşamaktan mutluluk duyanlar gibi insan toplulukları vardı burada ama elbette yeraltı demiyorlardı onlar buraya. Ben onların olmadığı yerlerin hayalini kuruyordum ve oraya yeraltı dememin de bir sebebi vardı…

İnsanlar oranın güzel olduğunu söyleyip dururken ben yeryüzüne çıkmıştım. Gökyüzünü, denizi görmüştüm, gözlerimin var olması bir işe yaramıştı ve burnumun. Temiz havayı ciğerlerime çektim, dünyanın diğer güzelliklerini görmekteyken. Çok mutlu olmuştum. Tüm insanlık yer altındaydı, çünkü yeryüzünde benden başkası yoktu.

Bu durumu ailemin bir ferdiyle paylaştım. Bana bu gördüklerimi kimseye söylememem gerektiğini dikte etti bana. Bunun sebebinin de, insanların anlamsız bir şekilde yeraltı dedikleri bu karanlığı çok sevmesi olduğunu söyledi. Hatta sonra da dedi ki:

“Zamanında da çıkmıştı birkaç kişi yeryüzüne, tıpkı senin gibi. Ve yine senin gibi diğerlerini de davet etmek istiyorlar yeryüzüne, orada yaşamaya, orada varlığı devam ettirmeye. Ve bunu yine senin gibi onların iyiliğini düşündüğü için yapmışlardı. Ama sonu hiç de tahmin ettiğin gibi yeryüzüne çıkıp mutlu bir hayat sürmek olmadı şimdi anlatıyor olduğum öykünün. İnsanlar bunu yapmak yerine, körü körüne bildiği şeylerden şaşmadılar ve o insanları ortaya çıktıkları her dönemde yok ettiler...”

Bu konu beni çok üzmüştü ilk başlarda. Ama daha sonradan bunu yaşadıklarımla da anladım ve içimde bir nefret oluşmaya başladı, yeraltında yaşayanlara ve burada yaşamaktan memnunluk duyanlara. Ataları katil insanlardı onlar ve gerekirse kendileri de çekinmezdi bu işi yapmaktan. Hepsi kendi aralarında gayet iyi anlaşabilirlerken, ben yalnız başıma, kendim gibi düşünenlerin olduğunun hayalini kurup duruyordum. Ve buldum da. Gizli topluluklara katıldım. “Yeraltının kötülüklerini ve yeraltından başka güzel yerlerin olduğunu” düşünen insanların arasına. Topluluktaki insanlar çok iyi insanlardı. Beni anlayabilen birilerini bulmuştum sonunda.

Onların arasında, arada sırada onlarla yeryüzüne çıkar olmuştum. Dostlarımdı onlar, önem verdiğim insanlar. Onlarla birlikte sayımızı artırarak insanları yavaş yavaş uyandıracaktık uykularından.

Bir süre sonra da, yine aramıza yeni katılan biriyle tanışmıştım. Bu yeni tanıştığım kişi, karşı cinsimdendi. Ona karşı bir yakınlık hissetmiştim. Aramızda karşı cinsimden kişiler çoktu ama onlara karşı hissettiklerimle bu yeni tanıştığım kişiye karşı hissettiklerim arasında fark vardı. Ondan hoşlanmaya başlamıştım. Uzun saçları, yeşil gözleri, ince dudakları ve beyaz bir teni vardı. Boynunda da hiç çıkarmadığı, bembeyaz ve parlayan bir kolye vardı. Bir kızdı kolyesinin ucu, kanatlı bir kız. O kızı da hep ona benzetirdim.

Nedense onun bana biraz daha yakın davrandığı hissine kapılıyordum. Yeraltından daha güzel yerler olduğunu düşünenler olarak, yeryüzüne toplu halde çıkıyorduk hep. İki kişi çıkanlar olursa, bunlar genelde aralarında özel duygular olanlarımızdı. Biz de birkaç kez toplu olarak çıktıktan sonra, onunla birebir olarak çıkmaya başlamıştık yeryüzüne. Hislerimin doğru olduğumdan eminleştim gitgide. Çünkü aramızdaki ilişki daha iyi oluyordu, ilerledikçe. Ve büyüyordu günden güne ona olan sevgim.

Fakat bir gün onun bana uzak davrandığını, birşey diyecek gibi olduğunu ama diyemediğini farkettim. Galiba artık benim yanımda mutlu olmuyordu ve söyleyeceği şey buydu. Tahminimi doğrulaması, birkaç dakika sonra oldu. Anladığım kadarıyla benim onda bulduğumu, o bende bulamamıştı. Ve belki bir başkasında bulmuştu kendisini, benim kendimi onda bulduğum gibi.

Onunla olan ilişkimiz sona erdiğinde hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Ne aralarında olduğum dostlarımın yanına uğradım, ne de ailemin yanına. Yeryüzüne bizimkilerin çıkmadığı zamanları biliyor olduğumdan onların çıkmıyor olduğu zamanlarda oraya gidip yalnız başıma ağlıyordum.

Bir süre bu halimi korudum. Daha sonra yeraltında, orada yaşayanların yanına döndüm. Ailemin yanına. Ailemin başlarda anlattığım ferdi bana bir oluşumun ve bu oluşumun yerinin keşfedildiğini, ardından da hepsinin öldürüldüğünü söyledi. O anda neler hissetmiş olduğumu anlayabileceğini sanmıyorum. Sadece, çok kötü bir histi. Arkadaşlarımın yanı sıra, hayatımın aşkı da gitmişti buralardan. İnsanları sevdiği için, onları daha güzel bir hayata taşıyabilmek için.. Onun ölmüş olması. İnanmak istemiyordum. Hep buluştuğumuz yere gittim.

Ortak evimiz harap edilmiş, yağmalanmıştı. Yıkılmış gibiydi. Evin önünde ise cesetler vardı. Arkadaşlarımın cesetleri.. Gözyaşları içerisinde yaklaştım evin avlusuna. Cesetlere basmadan ve onlara dikkatle bakarak ilerliyordum aralarında. Gözlerim onu arıyordu. Onun orda olmadığını görmeliydim. Yaşıyor olduğunu bilmeliydim. Fakat yüzlerine o kadar dikkatli bakmama rağmen, hangisinin kim olduğunu tanıyamıyordum. Birinin yüzüne dikkatle eğilip baktığımda, yüzünün olmadığını gördüm. Diğerlerine de aynı işlemi uyguladığımda sonuç değişmiyordu. Yüzleri yoktu. Yüzlerinin olması gereken yerde kanlar ve bir çift gözden başka hiçbir şey yoktu. Alçaklar yüz derisini kesmişlerdi...

Birkaç adım daha attım ki gördüğümle içimin titrediğini söyleyebilirim. Beyaz, parlayan kanatlı kız kolyesi vardı ayağımın dibindeki cesedin boynunda. Yüzü diğerlerininki gibi tanınmaz haldeydi. Onun dibine çöktüm ve sayısız gözyaşı döktüm. Neden sonra da kolyesini çıkarıp avucuma alarak sımsıkı tuttum ve kimsenin bilmediği çıkıştan yeryüzüne çıktım.

Mutlu olmam gerekirdi. Yeryüzünün varlığından ve oraya çıkıştan tek haberdar olan kişi bendim. Ama olmuyordu. O yoktu, o ölmüştü. Diğerleri de gitmişti, tıpkı o gibi. Ben, yeryüzünde olma sevincimi ve bilgimi birileriyle paylaşmak istiyordum ama bu mümkün olmuyordu, olmayacaktı da. Çünkü o yoktu. Onun özelliklerini taşıyan başka biri daha da yoktu yeraltında. Uzun süre yeryüzünde kaldım ben de, tekrar dönmedim yeraltına...

“Bu satırlar, yeryüzünü ne zaman keşfetmiş olduğu bilinmeyen eski bir atamız tarafından yazılmış ve onun artık kemikleri kalmış cesedinin üzerinde bulunmuştur. İnsanlığın cahilliği ve düşüncesizliğini tekrarlamaması için bu anı, herkese okutturulmalıdır. Şimdi yeryüzünde rahatça yaşayabiliyoruz, keşke daha önce ulaşabilseydik yeryüzüne, aydınlığa…”